Başlıkta ki büyüğe kapılmayın kendi çapımda yani ama olur da kabul görürsem birşeyler değiştirmeye hazırım...
30 Mart 2013 Cumartesi
Tecrübenin Dili...
Bir İngiliz'in sosyalist olmasını asla bekleme. Öyleyim diyebilir. Size ders vermeye de kalkabilir. Yaptıkları tek şey o rahat çocukluklarıyla yoğurulmuş özgür hayatlarını başkalarınki ile kıyaslayıp yorum yapmaktır. Ancak iş kendilerine geldiğinde en büyük kapitalist onlardır. Emin olun. Gelenekleri böyle olan insanların yalanlarını, yabancıdır sempatisi ile göz ardı etmeyin...
23 Mart 2013 Cumartesi
Ekonomi Köşesi- Post Otistik Kuramı
Mevcut olan, hakim düzenin ve görüşün iktisadı öğretisi haline gelmiş Neo Klasik İktisat, yani bizlere birinci sınıftan anlatılmaya başlanan iktisat, içinde yaşanılan ekonomik dünyada karşılaşılan sorunları açıklamada ve anlama kavuşturmada yetersiz kalıyor. Bu durum iktisatın metodolojisi ve takındığı tutum ve tavır ile de alakalıdır.
Post Otistik İktisat kuramının karşı çıktığı temel sorunlar; Oluşturulan kurgusal dünyanın gerçeklere inememesi ve değişimleri açıklamada yetersiz kalması,ülkeler arasında cereyan eden, krizleri veya ekonomik ilişkileri nedenleri açıklamada soru işaretleri ve tutarsızlıklar barındırması...Matematiğin iktisadı açıklamada artık araç değil amaç haline gelmesi ve iktisadı evrensel bir bilim olma kaygısıyla mühendislik bilimlerine özgü içsel tutarlılığa sahip şekilde açıklama tutumu, sosyal bir bilim olan iktisadın doğasının dışına çıkmaya zorluyor.
İktisat sosyal bir bilimdir. Sosyal bilimlerin doğası; insan ve insana özgü davranışlar sonucu ortaya çıkmış aksiyomları açıklamaktır. Dolayısıyla insani bilimlere ait olan sosyoloji, psikoloji, kültür, ahlak, duygu ve komplex bireysellik. Kendi başına bile matematiksel tutarlılıkla açıklanamayan bu değişkenleri tek bir iktisadi modelde matematiksellike anlatma gereği komplex olan işleyişi daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor ve iktisat öğrenimine karşı baştan bir önyargı ile davranışa neden oluyor.
Sınırlı varsayımlar ve ceteris paribus, varsayalım kolaycılığı mevcut modeli o an için öğrenci gözünde hocayı haklı çıkarsada iktisadın kavranmasına ve uygulamaya yönelik yönünde aksaklıklar ve soru işaretleri barındırır. Ceteris paribus bence bir kolaycılıktır. Bugün sadece iki malın bulunduğu piyasalarda, sınırlı bölüşümün yer aldığı denge ilişkilerinde yer almıyoruz. Neo klasik iktisatta birey sadece üretici veya tüketici poziyonundadır.Ama aynı birey ortak bir zaman içinde hem tüketici hemde üreticidir, yani hem arz hemde talep eğrisi üzerinde hareket eder.
Bireyden hareketle toplumu anlamaya çalışmak metodolojik bireyciliktir ve yanlış bir tüme varımdır. İçinde paylaşılan ekonomik dünya ne bir maldan ne de tek bir alıcı ve ya tek bir satıcıdan ibarettir. Ne de toplum tek bir kişinin karakteristiğini yansıtır.
Sürekli atıfta bulunulan homo economicus yani ekonomik yani her koşulda faydasını maximize etmeyen çalışan birey gerçekçi değildir ve ceteris paribus gibi bir fetişizm ürünüdür. Varsayılan o ütopik birey yerine gerçek bireyler vardır ve gerçek bireyler, yani iktisadi aktör olarak bizler her zaman optimal olamıyoruz. Maalesef her zaman subjektif fayda teorisine göre hareket edemiyor ve fayda/haz/kar odaklarımızı maximize edemiyoruz. Ne de bizim rasyonel hareketlerimizi sonucunda toplumda refaha ulaşabiliyor. Ama homo economicus’un faaliyetleri önce kendisini sonrada toplumu refaha ulaştırmalıydı. Gerçek, yani ete kemiğe bürünmüş ve vücut bulmuş insan mevcut iktisadi yaşam içinde sürekli fayda/haz peşinde koşmaz. Feragat eder, pas geçer, değer kazanmak, kendini kanıtlamak, yardım etmek, saygı görmek ya da yaşamını anlamlandırma amacında koşar. Zaten öyle olmasaydı; bugün akademisyenler hakettiklerinin çokta altında bir getirisi olmasına rağmen üniversiteleri tercih etmezlerdi.
Cihan Kızılaslan
Değerli dostuma katkılarından dolayı teşekkür ederim...
Post Otistik İktisat kuramının karşı çıktığı temel sorunlar; Oluşturulan kurgusal dünyanın gerçeklere inememesi ve değişimleri açıklamada yetersiz kalması,ülkeler arasında cereyan eden, krizleri veya ekonomik ilişkileri nedenleri açıklamada soru işaretleri ve tutarsızlıklar barındırması...Matematiğin iktisadı açıklamada artık araç değil amaç haline gelmesi ve iktisadı evrensel bir bilim olma kaygısıyla mühendislik bilimlerine özgü içsel tutarlılığa sahip şekilde açıklama tutumu, sosyal bir bilim olan iktisadın doğasının dışına çıkmaya zorluyor.
İktisat sosyal bir bilimdir. Sosyal bilimlerin doğası; insan ve insana özgü davranışlar sonucu ortaya çıkmış aksiyomları açıklamaktır. Dolayısıyla insani bilimlere ait olan sosyoloji, psikoloji, kültür, ahlak, duygu ve komplex bireysellik. Kendi başına bile matematiksel tutarlılıkla açıklanamayan bu değişkenleri tek bir iktisadi modelde matematiksellike anlatma gereği komplex olan işleyişi daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor ve iktisat öğrenimine karşı baştan bir önyargı ile davranışa neden oluyor.
Sınırlı varsayımlar ve ceteris paribus, varsayalım kolaycılığı mevcut modeli o an için öğrenci gözünde hocayı haklı çıkarsada iktisadın kavranmasına ve uygulamaya yönelik yönünde aksaklıklar ve soru işaretleri barındırır. Ceteris paribus bence bir kolaycılıktır. Bugün sadece iki malın bulunduğu piyasalarda, sınırlı bölüşümün yer aldığı denge ilişkilerinde yer almıyoruz. Neo klasik iktisatta birey sadece üretici veya tüketici poziyonundadır.Ama aynı birey ortak bir zaman içinde hem tüketici hemde üreticidir, yani hem arz hemde talep eğrisi üzerinde hareket eder.
Bireyden hareketle toplumu anlamaya çalışmak metodolojik bireyciliktir ve yanlış bir tüme varımdır. İçinde paylaşılan ekonomik dünya ne bir maldan ne de tek bir alıcı ve ya tek bir satıcıdan ibarettir. Ne de toplum tek bir kişinin karakteristiğini yansıtır.
Sürekli atıfta bulunulan homo economicus yani ekonomik yani her koşulda faydasını maximize etmeyen çalışan birey gerçekçi değildir ve ceteris paribus gibi bir fetişizm ürünüdür. Varsayılan o ütopik birey yerine gerçek bireyler vardır ve gerçek bireyler, yani iktisadi aktör olarak bizler her zaman optimal olamıyoruz. Maalesef her zaman subjektif fayda teorisine göre hareket edemiyor ve fayda/haz/kar odaklarımızı maximize edemiyoruz. Ne de bizim rasyonel hareketlerimizi sonucunda toplumda refaha ulaşabiliyor. Ama homo economicus’un faaliyetleri önce kendisini sonrada toplumu refaha ulaştırmalıydı. Gerçek, yani ete kemiğe bürünmüş ve vücut bulmuş insan mevcut iktisadi yaşam içinde sürekli fayda/haz peşinde koşmaz. Feragat eder, pas geçer, değer kazanmak, kendini kanıtlamak, yardım etmek, saygı görmek ya da yaşamını anlamlandırma amacında koşar. Zaten öyle olmasaydı; bugün akademisyenler hakettiklerinin çokta altında bir getirisi olmasına rağmen üniversiteleri tercih etmezlerdi.
Cihan Kızılaslan
Değerli dostuma katkılarından dolayı teşekkür ederim...
21 Mart 2013 Perşembe
Samimi Olmamanın İnsan İçinde Bıraktığı Kuşku...
Ülke; çözümün merkezi olarak her şeye rağmen senin liderini muhatap alıp sürecini ilerletmeye çalışıyorsa , sende her şeye rağmen bağlı olduğun ülkenin bayrağını taşıyacaksın. Bayrağı sevmiyor ve ona saygı göstermiyor olabilirsin ancak bir nevi bu toplum sözleşmesine, bayrağı taşıyarak imzanı atman gerek.
İşte bu olmadığı zaman kardeşlik söylemlerinin samimiyeti sorgulanır. Geçmişin intikamını almaya çalıştığın izlenimiz uyanır.
İnsanlık için; yaşlılar ve çocuklar , yani hiç bir şeyden haberi olmayan masumlar ve hayatları boyunca acılar, eziyetler çekenler, yani umutlu bakışlar ve ağlayan gözler. Samimiyetlerine inanabildiklerim sadece onlar.
Ancak hepimiz için orta yaş grubunun milliyetçilik ile yoğrulduğu çok açık....
İşte bu olmadığı zaman kardeşlik söylemlerinin samimiyeti sorgulanır. Geçmişin intikamını almaya çalıştığın izlenimiz uyanır.
İnsanlık için; yaşlılar ve çocuklar , yani hiç bir şeyden haberi olmayan masumlar ve hayatları boyunca acılar, eziyetler çekenler, yani umutlu bakışlar ve ağlayan gözler. Samimiyetlerine inanabildiklerim sadece onlar.
Ancak hepimiz için orta yaş grubunun milliyetçilik ile yoğrulduğu çok açık....
20 Mart 2013 Çarşamba
Günün İki sözü...
-duvar ustası zihniyetli adam...
-Adam H1 hipotezi gibi hep red . Sürekli anlamsız herif !
18 Mart 2013 Pazartesi
Sıcağı Sıcağına Gündem...
Ergenekon davasında savcı mütealasını verdi ve sanıklar hakkında 15 yıldan müebbet hapise kadar ceza istendi. Tabi önemli olan generallerin darbe teşebbüsü ile mühebbet hapsi istenmesi. Öncelikle askerlelerin ülkemizin sivil hayatında ki etkisini belirtmek istiyorum.
Ülkemizin kurucusu da olduğu üzere ülkemiz alt yapısında asker geleneği yoğun bir şekilde görülmektedir. Asker kendisinde her zaman için cumhuriyetin bekçisi ve koruyucu sıfatını layık görmüş ve sivil hayatta çok etkili olmuştur. 90 yıllık geçmişimizde sayısız darbe ve darbe girişimi baş göstermesi bunun en güzel örneğidir. Asker sivil halka güvenememiş gerektiğinde komünizmi gerektiğinde irticayı gerektiğinde terörü sebeb göstererek sayısız defa sivil yönetime darbe vurmuştur.
Bu iktidarın başlangıç safhasını iyi incelersek askerin parmağının bu işte de parmağı olduğunu görüyoruz. Bu tabi ki doğru değil. Askerin sivil demokrasiye böyle müdahalelerde bulunması ülkemizi sürekli kötü etkilemiş ve gelişmemizi engellemiş olduğu yadsınamaz bir gerçektir.
Şimdi bu generallerin suçlarını tartışacak değilim eğer darbe girişiminde bulunmuşlar ise bile gereği yapılmalıdır. Hatta bir daha askeri bir müdahale ile karşılaşmamak için ve askeri ait olduğu yerde bırakmak için çok ağır cezalarında verilmesini normal karşılıyorum. Doğru ya da yanlış bu insanlar suçlu ya da suçsuz orasında değilim işin. Askeri bir müdahale bir daha olmaması için yaptırım gerekiyordu ve bu ceza istemleri ile bunun yapılmaya çalışıldığını inancındayım.
Aslında başka bir acı gerçeğe değinmek istiyorum. Bugün imralıda çözüm görüşmeleri yaptığımız kişi 12 yıl öncesinin aynı suçlamalar ile yargılanan kişisi değil miydi ? O darbe girişiminde değildi tabi ki 'vatanın birlik ve bütünlüğünü bozmaya yönelik terör örgütü liderliği yapmaktan' yargılandı ve cezasını aldı. Şimdi bu iki grup aynı çatı altında toplanmış olmuyor mu ? Bu kadar hassa bir süreçte bu alınan kararlar yapılan siyasi adımlar millette bir güvensizlik havası oluşturmaz mı ? Dünün kahramanları bügün verilen cezalar ile halkın önüne yem misali atılırken dünün hainleri bugün muatap alınarak nasıl çözüm merkezi olarak gösterilebiliyor. Kürt halkının isteklerini görmezden geliyor değilim. Modern çağda bütün dünyadaki özgürlük rüzgarlarının burada ülkemizde de esmesini destekliyor ve arzuluyorum. Ancak her faşizm hareketi olduğu gibi türkiye de oluşabilecek aşırı kürt ve türk milliyetçiliğine tamamen karşıyım ve atılan adımların öncelikle halktan onay alınarak yapılmasının doğru olacağı kanaatindeyim.
'Dünün basit çözümleri bügünün sorunlarıdır'. Dün siyasilerimizin, askerlerimizin yaptığı yanlış adımlar ve görmezden geldiği gerçekler şu an her vatandaşın yüreğini sızlatıyor durumdadır. Güç gösterisi gibi verilen hapis kararları ve geçmişten intikam alırcasına yapılan gövde gösterilerini bir kenara bırakıp 'insan' olduğumuz hatırlamalıyız. Umut ederim ki bugünün çözümleri biz gençleri ileride bu toprakların görmediği huzuru getirir.
Saygılarımla.....
Ülkemizin kurucusu da olduğu üzere ülkemiz alt yapısında asker geleneği yoğun bir şekilde görülmektedir. Asker kendisinde her zaman için cumhuriyetin bekçisi ve koruyucu sıfatını layık görmüş ve sivil hayatta çok etkili olmuştur. 90 yıllık geçmişimizde sayısız darbe ve darbe girişimi baş göstermesi bunun en güzel örneğidir. Asker sivil halka güvenememiş gerektiğinde komünizmi gerektiğinde irticayı gerektiğinde terörü sebeb göstererek sayısız defa sivil yönetime darbe vurmuştur.
Bu iktidarın başlangıç safhasını iyi incelersek askerin parmağının bu işte de parmağı olduğunu görüyoruz. Bu tabi ki doğru değil. Askerin sivil demokrasiye böyle müdahalelerde bulunması ülkemizi sürekli kötü etkilemiş ve gelişmemizi engellemiş olduğu yadsınamaz bir gerçektir.
Şimdi bu generallerin suçlarını tartışacak değilim eğer darbe girişiminde bulunmuşlar ise bile gereği yapılmalıdır. Hatta bir daha askeri bir müdahale ile karşılaşmamak için ve askeri ait olduğu yerde bırakmak için çok ağır cezalarında verilmesini normal karşılıyorum. Doğru ya da yanlış bu insanlar suçlu ya da suçsuz orasında değilim işin. Askeri bir müdahale bir daha olmaması için yaptırım gerekiyordu ve bu ceza istemleri ile bunun yapılmaya çalışıldığını inancındayım.
Aslında başka bir acı gerçeğe değinmek istiyorum. Bugün imralıda çözüm görüşmeleri yaptığımız kişi 12 yıl öncesinin aynı suçlamalar ile yargılanan kişisi değil miydi ? O darbe girişiminde değildi tabi ki 'vatanın birlik ve bütünlüğünü bozmaya yönelik terör örgütü liderliği yapmaktan' yargılandı ve cezasını aldı. Şimdi bu iki grup aynı çatı altında toplanmış olmuyor mu ? Bu kadar hassa bir süreçte bu alınan kararlar yapılan siyasi adımlar millette bir güvensizlik havası oluşturmaz mı ? Dünün kahramanları bügün verilen cezalar ile halkın önüne yem misali atılırken dünün hainleri bugün muatap alınarak nasıl çözüm merkezi olarak gösterilebiliyor. Kürt halkının isteklerini görmezden geliyor değilim. Modern çağda bütün dünyadaki özgürlük rüzgarlarının burada ülkemizde de esmesini destekliyor ve arzuluyorum. Ancak her faşizm hareketi olduğu gibi türkiye de oluşabilecek aşırı kürt ve türk milliyetçiliğine tamamen karşıyım ve atılan adımların öncelikle halktan onay alınarak yapılmasının doğru olacağı kanaatindeyim.
'Dünün basit çözümleri bügünün sorunlarıdır'. Dün siyasilerimizin, askerlerimizin yaptığı yanlış adımlar ve görmezden geldiği gerçekler şu an her vatandaşın yüreğini sızlatıyor durumdadır. Güç gösterisi gibi verilen hapis kararları ve geçmişten intikam alırcasına yapılan gövde gösterilerini bir kenara bırakıp 'insan' olduğumuz hatırlamalıyız. Umut ederim ki bugünün çözümleri biz gençleri ileride bu toprakların görmediği huzuru getirir.
Saygılarımla.....
15 Mart 2013 Cuma
İzlenebilir diziler 1 - Leverage
Dizinin yeni bölüm çekimleri bitti. 5 sezondan oluşan bir komedi aksiyon dizisi gibi tanımlayabilirim. Alanlarında çok iyi 5 kişi , dahi bir yönetici , karşı konulamaz bir dolandırıcı , müthiş bir hırsız , usta bir dövüşçü , uçuk bir hacker , bir araya gelip muhtaç insanlarının haklarını zengin ve güçlü insanlardan geri almalarını gösteren akıl dolu bir dizi. Genel anlamda bölümleri birbirine bağlayan bir konu olmasa da , her bölüm kendi içinde bir şey anlatıp bitse de insanı bir sonra ki bölüm için merakta bırakan akıcı bir dizi. Tavsiye ederim.
14 Mart 2013 Perşembe
Günün Sözü...
Ne garip. Bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirdiğinizde, ilk vazgeçeceği kişi siz olursunuz....
-SİGMUND FREUD
-SİGMUND FREUD
Dipteki adam...
Bu yazı da bahsetmek istediğim aslında bir konu değil bir kesimin durumudur. İnsanlığın hayat standardını üçe ayırmak istesem ; doğuştan şanslı ve ekonomik durumu iyi olan bir kesim, orta halli sıkıntıyı da yaşamış bolluğu da görmüş bir kesim, son olarak da maalesef şansız doğup savaşıp savaşıp geçinmeyi kafi bulan bir kesim. Çok net bir ayrım değil tabi ki çok tartışabiliriz üstünde ancak bugün bahsedeceğim orta kesim.
Şimdi bu tarz konular tecrübe gerektiren konulardır. Bir yerden okuyarak değil yaşayarak anlaşılıp yorum yapılabilir. Çevrem ve yaşamım, ayrımını yaptığım kesimlerden ortanca olana girdiği için bunu konuşmak en samimi olabileceğim alandır.
Bir kere şunu çok iyi irdelemek gerekir ki , yatacak yerin varsa , karnın toksa , ailenin içinde acı çeken birisi yok ise o hayat güzel hayattır kardeşim rahat ol. Hepimizin hedefleri var. Hepimiz başarıya odaklanmış vaziyetteyiz. Kazanmakta kazanmak amacımız. Yirmi sene okuyup baltaya sap olmak amacındayız. Dünyanın şu an ki konjonktüründe bunu eleştiriyor değilim. Veyahut kendi ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılayıp ormanlarda yaşayalım da demiyorum. Demek istediğim sıkıntı çekmemiz o bolluğu yaşamak için bizim kendimizin yarattığı bir ilizyon. Bu kesimin durumu bu.
Bolluk varken hiç sıkıntı yok tabi ki. Konu bile bulamazsın yazacak. Çünkü sıkıntı yok stres yok. Şu unutulmamalı , en iyi sanat eserleri en baskıcı anlarda meydana gelmiştir. İşte ana fikir burada. Biraz önce hayat için olmaz ise olmazları saydım. Yer , yemek , huzur . Bu kesimin en avantajlı kısmı burada. En dibe düştüğümüzde dahi en ufak bir çırpınış bizi kolayca yukarı çıkardır. Yükselirsin yükselirsin olmaz yine düşersin. Fark eden bir şey yoktur. Düşsen bile sahip oldukların seni bırakmaz. Mücadele gücü bulursun kendinde.
Sen şimdi düşünme ki ilerde müthiş rahat olacaksın. Sarayda yaşayıp popüler olacaksın. Daha iyisine sahip olmak için düşüp kalkacaksın. Düşüp bir daha kalkacaksın. İnsan oluşun seni esir alacak ruhun sıkıntısını yaşayacak...
Not: Aç kalırsan da git çalış ! Çok Değerli Bir Dostuma İhtafen....
Şimdi bu tarz konular tecrübe gerektiren konulardır. Bir yerden okuyarak değil yaşayarak anlaşılıp yorum yapılabilir. Çevrem ve yaşamım, ayrımını yaptığım kesimlerden ortanca olana girdiği için bunu konuşmak en samimi olabileceğim alandır.
Bir kere şunu çok iyi irdelemek gerekir ki , yatacak yerin varsa , karnın toksa , ailenin içinde acı çeken birisi yok ise o hayat güzel hayattır kardeşim rahat ol. Hepimizin hedefleri var. Hepimiz başarıya odaklanmış vaziyetteyiz. Kazanmakta kazanmak amacımız. Yirmi sene okuyup baltaya sap olmak amacındayız. Dünyanın şu an ki konjonktüründe bunu eleştiriyor değilim. Veyahut kendi ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılayıp ormanlarda yaşayalım da demiyorum. Demek istediğim sıkıntı çekmemiz o bolluğu yaşamak için bizim kendimizin yarattığı bir ilizyon. Bu kesimin durumu bu.
Bolluk varken hiç sıkıntı yok tabi ki. Konu bile bulamazsın yazacak. Çünkü sıkıntı yok stres yok. Şu unutulmamalı , en iyi sanat eserleri en baskıcı anlarda meydana gelmiştir. İşte ana fikir burada. Biraz önce hayat için olmaz ise olmazları saydım. Yer , yemek , huzur . Bu kesimin en avantajlı kısmı burada. En dibe düştüğümüzde dahi en ufak bir çırpınış bizi kolayca yukarı çıkardır. Yükselirsin yükselirsin olmaz yine düşersin. Fark eden bir şey yoktur. Düşsen bile sahip oldukların seni bırakmaz. Mücadele gücü bulursun kendinde.
Sen şimdi düşünme ki ilerde müthiş rahat olacaksın. Sarayda yaşayıp popüler olacaksın. Daha iyisine sahip olmak için düşüp kalkacaksın. Düşüp bir daha kalkacaksın. İnsan oluşun seni esir alacak ruhun sıkıntısını yaşayacak...
Not: Aç kalırsan da git çalış ! Çok Değerli Bir Dostuma İhtafen....
11 Mart 2013 Pazartesi
Neden Amerika ?
Macera dolu Amerika. Rafet El Roman'dan öğrenmedik tabi ki biz bu ülkeyi. Dünyanın en güçlüsü olduğu için bilmek zorunda kaldık. Hep merak ettik neden Amerika diye. Nasıl bu kadar güce sahip olabiliyorlar ve asla yenilmiyorlar. Şimdi biraz ondan bahsedeceğim.
2. Dünya savaşı dünya için o kadar büyük bir yıkıma sebep oldu ki savaşanlar bile bunu hayale edememişti. O zaman yükselen ülkesi Amerika idi. Bu yükselmeyi ayrı bir başlıkta tartışabiliriz. Ancak kısa olarak söyleyecek olursak atom bombasını bulan bir teknoloji vardı Amerikada. Amerika işte bu savaş ertesinde büyük bir atılım yaptı ve dünyanın güçlü sayılabilecek 144 ülkesini ülkesine davet ederek , savaş sonrası dünya ekonomisini düzenlemek için öncülük yapmak istedi.
Amerika ekonomik olarak bir model oluşturdu. Dedi ki , dünya ticaretin gelişmesi için ülkeler arası bu para birimleri farkını ortadan kaldıralım ve alış verişlerimizde doları kullanalım. Bu şu demek oluyordu , alış verişlerinizde paralarınız benim param üzerinden değerini hesaplayalım ve ticareti hızlandıralım. Örneğin, ilk defa bu tarihten sonra 1 tl nin kaç dolar ettiği belirlendi. Bu 144 ülkenin ikisi dışında hepsi bunu ilk seferde kabul etti. Diğer iki ülke ki biri Rusyadır. Yapılan görüşmeler sonunda onlarda ikna edildi.
Şimdi kısaca para basmanın sonuçlarına değinmek istiyorum. Borç ödemek için ülke para bassın denir ya işte o öyle kolay değil efendim. En temel olarak söyleyecek olursak piyasada çok olan bir şeyin değeri az olur. Yani paranın bir karşılığı olması gerekir. Merkez bankasının bastığı toplam yüz tl ise eğer, yüz tl lik bir değer kasasında olması gerekir. İşte bu mantık ile ülkeler para para basmayı belli bir seviyede yapabilirler. Ancak işte bu noktada Amerikanın büyük olmasını sağlayan bir sonuç var. Dolar bütün dünyanın ortak para birimi olduğu için Amerika merkez bankası istediği kadar para basabilir çünkü bu para piyasaya çıktığı zaman elbet karşılığını bulur. Yüz dolar gider Kenya' da kullanılabilir.
İşte kısaca Amerika nasıl bu kadar büyük olabildi. 100 doların maaliyeti 9 centtir. İşte Türkiye para basmaya kalkar ise bir sakızın fiyatı 5 liraya bile cıkabiliyorken Amerika bir istikrar ülkesidir. İstediği gibi 3. sınıf ülkelere yardımda bulunabilir ve kendi çıkarlarını savunabilir.
2. Dünya savaşı dünya için o kadar büyük bir yıkıma sebep oldu ki savaşanlar bile bunu hayale edememişti. O zaman yükselen ülkesi Amerika idi. Bu yükselmeyi ayrı bir başlıkta tartışabiliriz. Ancak kısa olarak söyleyecek olursak atom bombasını bulan bir teknoloji vardı Amerikada. Amerika işte bu savaş ertesinde büyük bir atılım yaptı ve dünyanın güçlü sayılabilecek 144 ülkesini ülkesine davet ederek , savaş sonrası dünya ekonomisini düzenlemek için öncülük yapmak istedi.
Amerika ekonomik olarak bir model oluşturdu. Dedi ki , dünya ticaretin gelişmesi için ülkeler arası bu para birimleri farkını ortadan kaldıralım ve alış verişlerimizde doları kullanalım. Bu şu demek oluyordu , alış verişlerinizde paralarınız benim param üzerinden değerini hesaplayalım ve ticareti hızlandıralım. Örneğin, ilk defa bu tarihten sonra 1 tl nin kaç dolar ettiği belirlendi. Bu 144 ülkenin ikisi dışında hepsi bunu ilk seferde kabul etti. Diğer iki ülke ki biri Rusyadır. Yapılan görüşmeler sonunda onlarda ikna edildi.
Şimdi kısaca para basmanın sonuçlarına değinmek istiyorum. Borç ödemek için ülke para bassın denir ya işte o öyle kolay değil efendim. En temel olarak söyleyecek olursak piyasada çok olan bir şeyin değeri az olur. Yani paranın bir karşılığı olması gerekir. Merkez bankasının bastığı toplam yüz tl ise eğer, yüz tl lik bir değer kasasında olması gerekir. İşte bu mantık ile ülkeler para para basmayı belli bir seviyede yapabilirler. Ancak işte bu noktada Amerikanın büyük olmasını sağlayan bir sonuç var. Dolar bütün dünyanın ortak para birimi olduğu için Amerika merkez bankası istediği kadar para basabilir çünkü bu para piyasaya çıktığı zaman elbet karşılığını bulur. Yüz dolar gider Kenya' da kullanılabilir.
İşte kısaca Amerika nasıl bu kadar büyük olabildi. 100 doların maaliyeti 9 centtir. İşte Türkiye para basmaya kalkar ise bir sakızın fiyatı 5 liraya bile cıkabiliyorken Amerika bir istikrar ülkesidir. İstediği gibi 3. sınıf ülkelere yardımda bulunabilir ve kendi çıkarlarını savunabilir.
4 Mart 2013 Pazartesi
Devlet nedir ?
Nichtze gibi devleti tanımlamaya çalışacak değilim. Ufak birşey hatırlatıp uzaklaşacağım. Biz devleti ne diye bildik ;
-Devlet bizim anamız babamız...
Yok dostum. Doğrusu 'devlet bizim ortağımız' olduğudur. Sen vergini; hayatın bir kuralı olduğundan değil toplum sözleşmesi ile bağlandığın sistem için ödüyorsun. Bu sistem de sana hizmet sunan bir organizasyon oluyor. Vergi almayı onun için bir geçim kapısı yapmak için değil. Bunun bilincinde olmak ümidi ile !
A birde devlet bizim 'bitmeyen denizimizdir' var onu da siz yorumlayın artık. Ne kadar politik veya ne kadar faşizt bir düşünce olduğunu...
-Devlet bizim anamız babamız...
Yok dostum. Doğrusu 'devlet bizim ortağımız' olduğudur. Sen vergini; hayatın bir kuralı olduğundan değil toplum sözleşmesi ile bağlandığın sistem için ödüyorsun. Bu sistem de sana hizmet sunan bir organizasyon oluyor. Vergi almayı onun için bir geçim kapısı yapmak için değil. Bunun bilincinde olmak ümidi ile !
A birde devlet bizim 'bitmeyen denizimizdir' var onu da siz yorumlayın artık. Ne kadar politik veya ne kadar faşizt bir düşünce olduğunu...
2 Mart 2013 Cumartesi
Kaydol:
Yorumlar (Atom)