Mevcut olan, hakim düzenin ve görüşün iktisadı öğretisi haline gelmiş Neo Klasik İktisat, yani bizlere birinci sınıftan anlatılmaya başlanan iktisat, içinde yaşanılan ekonomik dünyada karşılaşılan sorunları açıklamada ve anlama kavuşturmada yetersiz kalıyor. Bu durum iktisatın metodolojisi ve takındığı tutum ve tavır ile de alakalıdır.
Post Otistik İktisat kuramının karşı çıktığı temel sorunlar; Oluşturulan kurgusal dünyanın gerçeklere inememesi ve değişimleri açıklamada yetersiz kalması,ülkeler arasında cereyan eden, krizleri veya ekonomik ilişkileri nedenleri açıklamada soru işaretleri ve tutarsızlıklar barındırması...Matematiğin iktisadı açıklamada artık araç değil amaç haline gelmesi ve iktisadı evrensel bir bilim olma kaygısıyla mühendislik bilimlerine özgü içsel tutarlılığa sahip şekilde açıklama tutumu, sosyal bir bilim olan iktisadın doğasının dışına çıkmaya zorluyor.
İktisat sosyal bir bilimdir. Sosyal bilimlerin doğası; insan ve insana özgü davranışlar sonucu ortaya çıkmış aksiyomları açıklamaktır. Dolayısıyla insani bilimlere ait olan sosyoloji, psikoloji, kültür, ahlak, duygu ve komplex bireysellik. Kendi başına bile matematiksel tutarlılıkla açıklanamayan bu değişkenleri tek bir iktisadi modelde matematiksellike anlatma gereği komplex olan işleyişi daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor ve iktisat öğrenimine karşı baştan bir önyargı ile davranışa neden oluyor.
Sınırlı varsayımlar ve ceteris paribus, varsayalım kolaycılığı mevcut modeli o an için öğrenci gözünde hocayı haklı çıkarsada iktisadın kavranmasına ve uygulamaya yönelik yönünde aksaklıklar ve soru işaretleri barındırır. Ceteris paribus bence bir kolaycılıktır. Bugün sadece iki malın bulunduğu piyasalarda, sınırlı bölüşümün yer aldığı denge ilişkilerinde yer almıyoruz. Neo klasik iktisatta birey sadece üretici veya tüketici poziyonundadır.Ama aynı birey ortak bir zaman içinde hem tüketici hemde üreticidir, yani hem arz hemde talep eğrisi üzerinde hareket eder.
Bireyden hareketle toplumu anlamaya çalışmak metodolojik bireyciliktir ve yanlış bir tüme varımdır. İçinde paylaşılan ekonomik dünya ne bir maldan ne de tek bir alıcı ve ya tek bir satıcıdan ibarettir. Ne de toplum tek bir kişinin karakteristiğini yansıtır.
Sürekli atıfta bulunulan homo economicus yani ekonomik yani her koşulda faydasını maximize etmeyen çalışan birey gerçekçi değildir ve ceteris paribus gibi bir fetişizm ürünüdür. Varsayılan o ütopik birey yerine gerçek bireyler vardır ve gerçek bireyler, yani iktisadi aktör olarak bizler her zaman optimal olamıyoruz. Maalesef her zaman subjektif fayda teorisine göre hareket edemiyor ve fayda/haz/kar odaklarımızı maximize edemiyoruz. Ne de bizim rasyonel hareketlerimizi sonucunda toplumda refaha ulaşabiliyor. Ama homo economicus’un faaliyetleri önce kendisini sonrada toplumu refaha ulaştırmalıydı. Gerçek, yani ete kemiğe bürünmüş ve vücut bulmuş insan mevcut iktisadi yaşam içinde sürekli fayda/haz peşinde koşmaz. Feragat eder, pas geçer, değer kazanmak, kendini kanıtlamak, yardım etmek, saygı görmek ya da yaşamını anlamlandırma amacında koşar. Zaten öyle olmasaydı; bugün akademisyenler hakettiklerinin çokta altında bir getirisi olmasına rağmen üniversiteleri tercih etmezlerdi.
Cihan Kızılaslan
Değerli dostuma katkılarından dolayı teşekkür ederim...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder