16 Haziran 2013 Pazar

'Sol' ve Türkiye'de ki 'Sol'...

     Başta hak ve hukuk arayışı gezi parkı için iken şu anda yaşananlar 'gezi parkı' olayları diye adlandırıldı. Tabi gezi parkında ülkemiz için tabuları kıran çok önemli anlar hafızalarımıza kazıldı. Atatürk bayrağı , bdp bayrağı ve ülkücü işaretini aynı karede görmek, bu olayların bir halk hareketi olduğunu göstermiştir. 
     Taksim fotoğrafına baktığımızda oradaki bayraklardan marjinal grup denildiğinde kasıt edilenlerin sol görüşlü gruplar olduğu anlaşılmaktadır. Sol görüş temeline bakıldığında sosyal eşitsizliği kaldırmak isteyen, maddiyatın ve sosyal adaletin eşit dağıtılmasını destekleyen siyasi bir görüştür. Bunu görüşü savunan insanların emekçi sınıfından olmalarını beklemek doğaldır.
     Gezi parkı olaylarında dikkatimi çeken ve kısaca değinmek istediğim şudur ki, Türkiye'de ki sol kaynağını dünyada anlaşılan soldan farklı bir yerden almaktadır. Ülkemizde sol temeli 'kemalizm'den gelmektedir. Kemalizmin bir iktidar ideolojisi olduğu ve başından beri asker koruması altında olduğu için kemalizm ile birlikte sol ülkemizde burjuva sınıfına ait bir düşünce haline gelmiştir. Ülkemizde orta sınıf yaşama düzeyine sahip olan bu grup, olması gereken zengin ve fakir arasındaki gelir dağılımında ki adaletsizliği görmek ve eleştirmek yerine, kendi özgürlükleri söz konusu olduğunda tepkilerini sert şekilde gösterirler.
     Yine dünyadaki yaygın düşüncenin ve yapının aksine ülkemizde emek, muhafazakar veya milliyetçi kesimi oluşturur. Durum böyle olunca da burjuvazi sol muhafazakar kesimi her zaman için aptallıkla suçlamış ve gerçekleri göremediklerini iddia etmişlerdir. Baktığımız zaman özgürlüğü savunanların aslında bu yaptıklarının özgürlük ile bağdaşmadığı bir gerçektir. 
     Sonuç itibari ile ters giden bir durum var. İnsanların hukuk ve düşünce özgürlüğü için mücadele etmeleri sonuna kadar destek bulacaktır. Ancak hepimizin önceliği olması gereken insanca yaşamada ki adaletsizliği görmezden gelip özgürlükten bahsetmek, bana insanların sahip oldukları ideolojilerde samimi olmadıklarını ve yeterli bilgiye sahip olmadıklarını gösteriyor. 

12 Haziran 2013 Çarşamba

Ağacın Gölgesi Nasıl Satılır ?

     Dünyada ekonominin merkezi olan şehirleri dikkatle inceleyelim. Sermayenin bu bölgelerde hareketinin nasıl ilerlediği çok önemli. Her bir milimetre bile para kazandıracak şekilde kullanılmış ve doğayı insan ile ile şekillendirilmiş olarak göreceğiz.
     Örnek vermek istediğim yer dünyanın bir numaralı finans merkezi New York'ta ağaçlık bölge ve yaşam alanı şeklinde sosyal bir buluşma ortamı insan eli ile oluşturulmuş bir alan olarak Central Park karşımıza çıkmaktadır. Şu meşhur manzarası ile baktığımız Wall Street'te ağaç göremeyiz. Buradaki insanlar ağaçları sever mi bilmem ancak para kazanabilecekleri her santim için tercihlerini paradan yana kullanmışlardır ve dünyanın bir çok kapitalist ülkesinde bu böyledir. Para edecek her santim değerlidir.
     Şimdi İstanbul Taksimdeki durumda aynı. Paranın merkezin olan bu bölgede ağaçlık olması paranın işine gelmez. Kapitalist sistem bu Karl Max'ın dediği gibi ' gölgesini satamadığı ağacı keser'. Bizim gibi kapitalizme alışamamış ve onun karşısında haktan yana olmaya çalışan bir ülke için kesilecek her ağaç duygusal bir yıkım olur.
     Türkiye bu zamana kadar kapalı bir ekonomi olarak kaldı. Ne Amerika kadar kapitalist olduk ne de Küba kadar sosyalist olduk. 80'den sonra açılmaya çalışan ekonomi kapitalizmin sonuçları olarak karşımıza çıkmaya geldiğimiz bu 2010 yıllarda başladı.
     Hep beraber kapitalizmi eleştirebiliriz. Kapitalizm karşıtı olup gösterilere ve direnişlere katılabiliriz. Devleti çözüm için demokratik olan çoğunluğun istediğine göre hareket etmeye zorlayabiliriz. Ancak bunu siyasetine karşı çıktığımız bir hükümeti yıpratmak ve seçim ile kazanılamayan bir sonucu bu hukuki dayanağı olmayan bir direniş yoluna gidersek, hem seçmenlerden destek görmez karşı tepki görür hemde meşru olmayan gruplara arkamıza sığınarak eylem yapmaları için ortam hazırlamış oluruz. 
     Ekonomik olarak durum böyle, geri kalan durumları sonra konuşuruz...

1 Haziran 2013 Cumartesi

Alkol Ayarı...

     Alkol ile ilgili yapılan son düzenleme alkol satışının saat 22'den sonra yasak getiriyor. Bunu öyle görüyorum ki eleştirirken söylemler özgürlüklere dayanıyor. Yani otoriter bu hükümet benim ne zaman alkol alacağıma karar veremez bu benim özgür irademdir şeklinde. Şimdi ben olayı başka bir şekilde bakmak istiyorum.
     Başlamak istediğim yer demokrasi. Demokrasi sistem olarak en doğruyu gösteren bir sistem değildir. Halkın çoğunluğunun doğru kabul ettiğini, azınlık konumundakilere onların hakkını çiğnemeden ve zor kullanmayacak şekilde kabul ettirmektir. Buradan yola çıkarsak şunu çok açık söyleyebiliriz ki ; şu an bu alkol yasağına karşı duran ne kadar insan var ise bir o kadar da bu yasağı doğru bulan insan var. 
     Hükümetler sayısız kanun çıkarırlar ve kanun değiştirirler. Bundan önceki hükümetler de yaptı bundan sonrakiler de yapacak. O halde bu alınan alkol sınırlandırması kararının gelecekte değişme durumu her zaman söz konusu olacak. Alınan bu kararın sonuçlarını bekleyip bir görelim. Yani Türkiye için yeterli oldu mu yahut çok sıkı bir sınırlandırma mı  oldu şeklinde bir görelim ki ona göre sınırlandırmanın o anki koşullarda daralmasına veya genişletilmesine karar verilsin.
     Ülkemizde hükümeti sevmiyorsak gitmesi için bu tarz ideolojik eleştiriler yapmak toplumun belli kesimi tarafından destek görmeyecektir. Bu kesiminde hükümete oy veren halk çoğunluğu olacağı düşünülürse bu tarz bir eleştiri ile hükümeti yıpratmaya çalışmanın boşa olacağı kanaatindeyim.