-İdare edenler ile tabi olanlar, yani saray ve kapı-kulu ile halk ikileminin sosyal yapıyı belirlediği Osmanlı devletinde ekonomik düzen, sermayenin belirli ellerde toplanıp oradan kapitalist bir üretime sıçrayabileceği nitelikte değildi.
-Geri kalmış ülkelerde sanayileşmenin ilk adımlarının dev adımlar olması gerektiği için kapital birikimi ellerinde tutan bu sınıf kapitallerini daha kolay kazanç getiren ticarete yatırmayı tercih edince, ticari kapital, İngiltere'de olduğu gibi sanayi kapitali haline dönüşememişti.
-19. yy ikinci yarısındaki İstanbul'un şehir olarak görünümü şöyle tanımlanıyordu: ''Paltosu ile İngiliz, şapkası ile Fransız, birahaneleri ile Alman, müziği ile İtalyan, Meyhaneleri ile Rum, bekçi ve hamallarıyla Türk bir İstanbul doğdu''
-27 Mayıs, aynı zamanda, burjuvazi karşısında siyasal bakımdan olduğu kadar enflasyonist bir kalkınma modeli içinde sabit gelirli olarak ekonomik bakımdan ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören asker-bürokratların düzene tepkisidir.
Kitap: Dr. Ahmet Yücekök- 100 soruda Türkiye'de din ve siyaset
Başlıkta ki büyüğe kapılmayın kendi çapımda yani ama olur da kabul görürsem birşeyler değiştirmeye hazırım...
30 Nisan 2013 Salı
23 Nisan 2013 Salı
23 Nisan Çocuk Bayramı...
Dünyada ki bütün çocukların mutlu bir hayat geçirmesini dileği ile bayramınız kutlu olsun dostlar.
Sanayi Devriminin Gelişimi...
İngiltere'nin üretimde el işçiliğinden buharlı makine üretimine geçmeyi başarması ile dünya düzenin bazı ağır taşları yerinden oynamış oldu. Sanayileşme süreci ile üretim hat safhaya çıktı ve ham medde arayışları hız kazandı. Sanayi devriminin en önemli etkenleri, teknolojinin gelişmesi ve ticari kapitalin oluşması oldu.
Bundan sonraki ekonomik olaylar zinciri birbirini tetikledi. Daha çok mal üretmek maliyetleri düşürdüğü için üretim ile birlikte ham madde ihtiyacı arttı. Sanayileşmeyi sağlayan kapital, tarım alanından sanayi sektörüne aktarıldı. Tarım üretimi büyük çiftliklerin eline geçmesi ve ürettiğini daha ucuza sanayi sektörüne aktarması ile birlikte küçük çiftçiye rekabet şansı tanınmadı ve büyük şehirlere göç başladı. Teknolojik yenilikle insanlara sanayi bölgelerinde iş umudu doğurdu.
Değişen sosyal yaşam insanların ekonomik yapılarını da değiştirdi ve İngiliz hükümetinin tarım alanında çalışanlar için buğdayın değeri belli bir fiyata ulaşmadan dışarıdan ithalatının yasaklandığı bir kanun çıkarmasına sebep oldu. Ancak ham maddesini pahalıya alan üretici ürünün pahalıya satmaya başladı ve İngiliz ürünleri dış piyasada rekabet edemez duruma geldi. Aynı zamanda halk ekmek alamaz haline geldi ve tarihte İngiliz halkının 'Ucuz Ekmek' diye gösteriler yaptığını görebiliriz.
Bu gelişmelerden sonra İngiliz Hükümeti 'Adam Smith' tarafından ortaya atılan ilkeleri İngiltere'nin mali ve ticari politikasını yenileştirmede kullanılmak istedi ve temelinde 'J. Bentham' ın en büyük sayının en büyük mutluluğu ilkesinin yattığı serbest ticaret akımı uygulamaya başlandı.
Serbest ticaret akımı sonucu dünyanın dört bir yanından gelen ham madde ucuz bir gümrük bedelinin ardından ülkeye sokulmaya başlandı. Besin maddelerinin ucuzlaması işçi ücretlerini düşürmüş, sanayi üretimi dünyanın en ucuz pazarında bile rekabet edebilecek niteliğe kavuşmuştu. Ucuz ham madde ve ucuz ham madde İngiltereyi diğer hiç bir ülkede olmayan maddi bir refah düzeyine çıkarmıştı.
Bu durumun ardından İngiliz sanayicisi ve tüccarı kadar onların temsilciliğini yapan İngiliz devlet adamının elde etmek istediği tek bir unsur vardı; sanayinin gelişmesi, üretim araçlarını ellerinde tutan sınıfların refahı ve egemenliği için gerekli bu unsur 'dış pazardı'. Bu dış pazar arayışı İngiltereyi dünya üzerinde ve aynı zamanda Osmanlı üzerinde belli politikalar geliştirmesine ve uygulamasına dayanak olmuştur.
Bundan sonraki ekonomik olaylar zinciri birbirini tetikledi. Daha çok mal üretmek maliyetleri düşürdüğü için üretim ile birlikte ham madde ihtiyacı arttı. Sanayileşmeyi sağlayan kapital, tarım alanından sanayi sektörüne aktarıldı. Tarım üretimi büyük çiftliklerin eline geçmesi ve ürettiğini daha ucuza sanayi sektörüne aktarması ile birlikte küçük çiftçiye rekabet şansı tanınmadı ve büyük şehirlere göç başladı. Teknolojik yenilikle insanlara sanayi bölgelerinde iş umudu doğurdu.
Değişen sosyal yaşam insanların ekonomik yapılarını da değiştirdi ve İngiliz hükümetinin tarım alanında çalışanlar için buğdayın değeri belli bir fiyata ulaşmadan dışarıdan ithalatının yasaklandığı bir kanun çıkarmasına sebep oldu. Ancak ham maddesini pahalıya alan üretici ürünün pahalıya satmaya başladı ve İngiliz ürünleri dış piyasada rekabet edemez duruma geldi. Aynı zamanda halk ekmek alamaz haline geldi ve tarihte İngiliz halkının 'Ucuz Ekmek' diye gösteriler yaptığını görebiliriz.
Bu gelişmelerden sonra İngiliz Hükümeti 'Adam Smith' tarafından ortaya atılan ilkeleri İngiltere'nin mali ve ticari politikasını yenileştirmede kullanılmak istedi ve temelinde 'J. Bentham' ın en büyük sayının en büyük mutluluğu ilkesinin yattığı serbest ticaret akımı uygulamaya başlandı.
Serbest ticaret akımı sonucu dünyanın dört bir yanından gelen ham madde ucuz bir gümrük bedelinin ardından ülkeye sokulmaya başlandı. Besin maddelerinin ucuzlaması işçi ücretlerini düşürmüş, sanayi üretimi dünyanın en ucuz pazarında bile rekabet edebilecek niteliğe kavuşmuştu. Ucuz ham madde ve ucuz ham madde İngiltereyi diğer hiç bir ülkede olmayan maddi bir refah düzeyine çıkarmıştı.
Bu durumun ardından İngiliz sanayicisi ve tüccarı kadar onların temsilciliğini yapan İngiliz devlet adamının elde etmek istediği tek bir unsur vardı; sanayinin gelişmesi, üretim araçlarını ellerinde tutan sınıfların refahı ve egemenliği için gerekli bu unsur 'dış pazardı'. Bu dış pazar arayışı İngiltereyi dünya üzerinde ve aynı zamanda Osmanlı üzerinde belli politikalar geliştirmesine ve uygulamasına dayanak olmuştur.
16 Nisan 2013 Salı
Koltuğun Dili...
-Efendim ben bir koltuğum. Bir isimle kendimi hem cinslerimden ayırmam ama bana 'makam' ismi takılmış. Ne modelim farklı başka koltuklardan ne malzemem. Ne gıcırtılarım başka dil ne de üstüme yapışan tozlar daha değerli.
-Manzaralara, hoş parfüm kokularına, derin dekoltelere, sarı zarflara çok tanık oldum. Hep özel buldular beni. Sayılı insan erişebildi bana. Halbuki ben hiç mutlu değilim. Ben istemez miyim yıllarca aynı popoyu görmek yerine farklı farklı popolar görmeyi. Monoton bir hayat yerine, rahat bedenime oturup haksızlık yapanların gidip yerine hak edenin geldiğini. Efendim ben bir koltuğum. İsmim 'makam' tek bir popoya değilde bir koç popo ya hizmet etmekten başka ne isteyebilirim ki!
Olaya buradan girmemin nedeni, biz ülkemizde erdemin ne olduğunu bilmemeyi koltuk sevdası olarak açıkladık. İsmine makam dediğimiz önemli pozisyonları kimseye bırakmayanlara haklı dedik. Hatalar yapıldıkça yapıldı haksızlıklar görmezden gelindikçe gelindi ancak hatalılar hep aynı yerinde kaldı suçlular dışarıda arandı bulunamadı. Mevkilerine 'hak ederek' gelmiş olanlar yaptıkları olumsuz davranış ve tutumların cezasını hiç bir zaman çekmedi.
Japonya'da tanıdıklarının yüzüne bakamayacak olmanın utancıyla hara-kiri yapanlar, İngiltere'de enflasyon tahmininde yüzde 0,1 yanıldığı için istifa edenler varken, bizim ülkemizde bakan yardım isteyen gencin eline para tutuşturup göndermiş olmanın mutluluğu ve hazzı içinde yerinde oturmaya devam ediyor. O genci, düşürdüğü durumu ne umursuyor ne de mevkisinin gerektiği gibi davranmayı biliyor.
Art niyeti yokmuş, gencin ihtiyaçları sonra görünmüş, bir anlık dalgınlığına gelmiş ben bilmem. Beni yöneten bir bakan yaptığı bu aşağılık hareketin cezasını ödemek zorunda. Bu da bakanlığından istifa ederek olur.
Dün isimlerinin başına T.C yazarak ülkeyi kurtardığını sananlar, bugünde isimlerini o genç kızın ismi ile değiştirerek bizi bu bakandan kurtarsınlar...Hadi bakalım...
-Manzaralara, hoş parfüm kokularına, derin dekoltelere, sarı zarflara çok tanık oldum. Hep özel buldular beni. Sayılı insan erişebildi bana. Halbuki ben hiç mutlu değilim. Ben istemez miyim yıllarca aynı popoyu görmek yerine farklı farklı popolar görmeyi. Monoton bir hayat yerine, rahat bedenime oturup haksızlık yapanların gidip yerine hak edenin geldiğini. Efendim ben bir koltuğum. İsmim 'makam' tek bir popoya değilde bir koç popo ya hizmet etmekten başka ne isteyebilirim ki!
Olaya buradan girmemin nedeni, biz ülkemizde erdemin ne olduğunu bilmemeyi koltuk sevdası olarak açıkladık. İsmine makam dediğimiz önemli pozisyonları kimseye bırakmayanlara haklı dedik. Hatalar yapıldıkça yapıldı haksızlıklar görmezden gelindikçe gelindi ancak hatalılar hep aynı yerinde kaldı suçlular dışarıda arandı bulunamadı. Mevkilerine 'hak ederek' gelmiş olanlar yaptıkları olumsuz davranış ve tutumların cezasını hiç bir zaman çekmedi.
Japonya'da tanıdıklarının yüzüne bakamayacak olmanın utancıyla hara-kiri yapanlar, İngiltere'de enflasyon tahmininde yüzde 0,1 yanıldığı için istifa edenler varken, bizim ülkemizde bakan yardım isteyen gencin eline para tutuşturup göndermiş olmanın mutluluğu ve hazzı içinde yerinde oturmaya devam ediyor. O genci, düşürdüğü durumu ne umursuyor ne de mevkisinin gerektiği gibi davranmayı biliyor.
Art niyeti yokmuş, gencin ihtiyaçları sonra görünmüş, bir anlık dalgınlığına gelmiş ben bilmem. Beni yöneten bir bakan yaptığı bu aşağılık hareketin cezasını ödemek zorunda. Bu da bakanlığından istifa ederek olur.
Dün isimlerinin başına T.C yazarak ülkeyi kurtardığını sananlar, bugünde isimlerini o genç kızın ismi ile değiştirerek bizi bu bakandan kurtarsınlar...Hadi bakalım...
13 Nisan 2013 Cumartesi
Geleneksel Bir Toplumdan Ne Anlıyoruz ?
Geleneksel toplum tamamen tarımsal bir tabana oturmuş ve üretim ilişkilerinin feodal bir yapı içerisinde sürdürüldüğü, kaderci bir kültürün, paylaşılmayan tekelci bir iktidar meydana getiren toprak ağalarının ve ruhani liderlerin egemen olduğu ve yetkinin başarıya değil doğuşa verildiği bir toplumdur.
Geleneksel toplum ;
- Tarımsal yapı ve kapalı ekonomi,
- İlkel teknik, zayıf üretim,
- Feodal ve paylaşılmayan bir yapı,
- Geniş aile düzeni,
- Kaderci zihniyet ve mahalli kültüre bağlılık,
- yeteneğe değil doğuma dayanan tahinler'in,
10 Nisan 2013 Çarşamba
Birlikten T.C Doğar...
- 70' li yıllarda komünizm geliyor korkusu...
- 80' li yıllarda Kürtler ayaklanıyor ülke bölünecek korkusu...
- 90' lı yıllarda irtica ve şeriat geliyor korkusu...
- 2000' li yılların başında laiklik elden gidiyor korkusu...
- En son Türklük ve Türkiye elden gidiyor korkusu...
Bunları kimin yaptığı değil bizler bunlara nasıl izin verdik. Nasıl ismimizin başına T.C koyarak bu ülkeyi kurtaracağımızı düşündük de neden daha ileriye gidebiliriz diye tartışmadık.
Not: Ntv haber bir haberin de yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız için 'Türkiye halkı' terimini kullandı. Bildiğiniz gibi normali Avrupa'da yaşayan Türklerdi bu eskiden. Peki bu medya patronu şimdiye kadar nerelerdeydi de tam bu süreç başlayınca tavrı değişti. Bir düşünelim. Karizmadan mı etkileniyor dersiniz ?
7 Nisan 2013 Pazar
5 Nisan 2013 Cuma
İnce Görmek...
Devletin varlığının bir grup tarafından sürekli tehlikeye atıldığını düşünenler veya bunlar olmasaydı bu ülke ne güzel olurdu gibi orta çağ zihniyetine sahip ve insanlığa sığmayacak yaptırımlara gidilmesini destekleyen faşistlere sesleniyorum buradan...
Göremediğiniz ve bu militarist yapının size yanlış öğrettiği bir şey var ki oda 'İnsanın devlet için değil devletin insanlar için var olduğu' gerçeğidir...Akıl yahu...
Göremediğiniz ve bu militarist yapının size yanlış öğrettiği bir şey var ki oda 'İnsanın devlet için değil devletin insanlar için var olduğu' gerçeğidir...Akıl yahu...
3 Nisan 2013 Çarşamba
12 Eylül Darbesi Yenilikleri...
İmam hatip okulları 12 eylül darbesinden sonra açılmıştır. Darbeci komutanlar devlet başkanı Kenan Evren önderliğinde, toplumda ki kutuplaşmanın din yoluyla birleştirilebileceğini düşünmüş ve bu doğrultuda imam hatip liseleri kurulmuştur.
Aslında laik kesim, sürekli korktuğu irtica geliyor korkusu 12 eylül komutanlarınca yaratılmış bir projenin ürünü olarak görür. Tabi ki ülke o zamanda dinsiz bir yapıya sahip değildi. Hatta Chp döneminde yapılan baskılarda birer anı olarak muhafazakar kesimin ağzında iken bu yapıda ki bir lisenin açılması olumluda olmuştur. Baktığımız zaman gerçekten de imam hatiplerin 90 lı yıllardaki gerici görüntülere veya Sivas katliamına katar götürecek bir etkisi olmuş olabileceği şüphelidir. Ancak dediğim gibi laik kesim, korkularıyla bütünleşerek imam hatipleri hiç bir zaman hoş görmemiştir. Üniversite sınavlarında önlerine engeller koyulmuş ancak 2000 li yıllara geldiğimizde bu durum düzeltilmiştir. Hatta geçmişin intikamı ile muhafazakar hükümet tarafından avantajlar bile sağlanmıştır.
Şu an da imam hatipler konusunda bir sıkıntı yaşanıyor. Okullarımız bir gün önce Bostancı ilkokulu iken evvelsi gün bostancı imam hatip okulu olabiliyor. Geçmişten gelen bu korku ve baskılar sonucu oluşan kamuoyu mudur bilinmez bunlara tepkiler de var destekte var. Ben öyle düşünüyorum ki işin sorun çıkaran tarafı imam hatip okulunun hem sisteminde hem de ismindedir.
Adı imam hatip olan bir okuldan normal olarak dini görevli yetiştirmesini beklersin. 'İmam hatipli olun diğer okula göre daha avantajlı olun' gibi bir propaganda değil. Örneğin ben hiç Avrupa da papaz ve rahibe yetişme okulu diye bir okul duymadım. Duyduğum Hristiyan okullarıdır sadece. Yani İmam hatip yerine 'İslamiyet okulu' olsa daha bir netlik kazanmaz mı her şey?. Statü olarak bir anadolu lisesinden farkı kalmaz. Ancak din eğitimi daha yoğun olarak gösterilen bir ilim yuvası haline gelir. İnsanlarda böylece kendilerine haksızlık yapıldığı hissini bu sistem sayesinde üstlerinden atabilir.
Sonuç olarak, imam hatip lisesi 30 yıldır varlığını sürdürüyor. Oradan mezun olanlar da oraya gidenler de veya imam hatibin ayrıcalıklı olmasını haksızlık olarak görenler de cevaplar arıyorlar. Avrupa da olduğu gibi din üzerine kaliteli eğitim veren aynı zaman da fen bilimleriyle bütünleşmiş bir 'İslamiyet okulu' sistemi ile bu sorunların aşılacağını düşünüyorum.
Aslında laik kesim, sürekli korktuğu irtica geliyor korkusu 12 eylül komutanlarınca yaratılmış bir projenin ürünü olarak görür. Tabi ki ülke o zamanda dinsiz bir yapıya sahip değildi. Hatta Chp döneminde yapılan baskılarda birer anı olarak muhafazakar kesimin ağzında iken bu yapıda ki bir lisenin açılması olumluda olmuştur. Baktığımız zaman gerçekten de imam hatiplerin 90 lı yıllardaki gerici görüntülere veya Sivas katliamına katar götürecek bir etkisi olmuş olabileceği şüphelidir. Ancak dediğim gibi laik kesim, korkularıyla bütünleşerek imam hatipleri hiç bir zaman hoş görmemiştir. Üniversite sınavlarında önlerine engeller koyulmuş ancak 2000 li yıllara geldiğimizde bu durum düzeltilmiştir. Hatta geçmişin intikamı ile muhafazakar hükümet tarafından avantajlar bile sağlanmıştır.
Şu an da imam hatipler konusunda bir sıkıntı yaşanıyor. Okullarımız bir gün önce Bostancı ilkokulu iken evvelsi gün bostancı imam hatip okulu olabiliyor. Geçmişten gelen bu korku ve baskılar sonucu oluşan kamuoyu mudur bilinmez bunlara tepkiler de var destekte var. Ben öyle düşünüyorum ki işin sorun çıkaran tarafı imam hatip okulunun hem sisteminde hem de ismindedir.
Adı imam hatip olan bir okuldan normal olarak dini görevli yetiştirmesini beklersin. 'İmam hatipli olun diğer okula göre daha avantajlı olun' gibi bir propaganda değil. Örneğin ben hiç Avrupa da papaz ve rahibe yetişme okulu diye bir okul duymadım. Duyduğum Hristiyan okullarıdır sadece. Yani İmam hatip yerine 'İslamiyet okulu' olsa daha bir netlik kazanmaz mı her şey?. Statü olarak bir anadolu lisesinden farkı kalmaz. Ancak din eğitimi daha yoğun olarak gösterilen bir ilim yuvası haline gelir. İnsanlarda böylece kendilerine haksızlık yapıldığı hissini bu sistem sayesinde üstlerinden atabilir.
Sonuç olarak, imam hatip lisesi 30 yıldır varlığını sürdürüyor. Oradan mezun olanlar da oraya gidenler de veya imam hatibin ayrıcalıklı olmasını haksızlık olarak görenler de cevaplar arıyorlar. Avrupa da olduğu gibi din üzerine kaliteli eğitim veren aynı zaman da fen bilimleriyle bütünleşmiş bir 'İslamiyet okulu' sistemi ile bu sorunların aşılacağını düşünüyorum.
Muhalefet Ne Yapsın...
İnsanımızda yeni bir beklenti çıktı. Muhalefetten muhalefet yapmasını değil çözüm üretmesini beklemek gibi. Her türlü tartışmada, ne yaptılar ki veya ne çözümleri var, şeklinde sorular ortaya çıkabiliyor. İşin enteresan tarafı bunun cevabını bilen de yok. Hani gerçekten muhalefetin icraatı olmadığından dolayı falan değil. Ne yazılı basın da ne görsel basın da bunu takip edebileceğimiz bir haber çıkmıyor da ondan. Şimdi hatırlamak lazım 'Akil Adamlar' çözümü kimin fikriydi hemde halkın yüreğini yaralamadan göz boyamadan.
Bu Avrupa'da muhalefet nasıl oluyor bir araştırma yapacağım. İnanın merak ediyorum. Onlarda zıt görüşler seçildikten sonra ülke menfaati için mi çalışıyor yoksa ne !!! E o zaman onlarda senin dişlerini sökerim veya izansızlar gibi suçlamalar da yok.
Bu Avrupa'da muhalefet nasıl oluyor bir araştırma yapacağım. İnanın merak ediyorum. Onlarda zıt görüşler seçildikten sonra ülke menfaati için mi çalışıyor yoksa ne !!! E o zaman onlarda senin dişlerini sökerim veya izansızlar gibi suçlamalar da yok.
2 Nisan 2013 Salı
1 Nisan 2013 Pazartesi
Günün Sözü...
Halkı kandırmayın. Bu ülkede kimse bismillah demeyi yasaklamadı ama siz bir türlü elhamdülüllah demeyi şükretmeyi öğrenemediniz...
M.İ
M.İ
Kaydol:
Yorumlar (Atom)