Keşan'da sokak köpeği ile bir halk adamının ilişkisi ,
- buraya gel lan pezevenk !
- ???????
Başlıkta ki büyüğe kapılmayın kendi çapımda yani ama olur da kabul görürsem birşeyler değiştirmeye hazırım...
29 Ocak 2013 Salı
25 Ocak 2013 Cuma
Tavsiye Kitap...
20. Yüzyıl Siyasi Tarihi - Prof. Dr. Fahir Armaoğlu
1914-1995 dönemini anlatan eşsiz bir başyapıttır. On altı bölüm ve 1200 sayfadan oluşan bu yapıt 20. yüzyıl dünya tarihinde gelişen bütün siyasi ve toplumsal olayları anlaşılır bir şekilde okuyuculara sunmaktadır. Kütüphanenizde bulunması gereken mükemmel bir kaynaktır.
1914-1995 dönemini anlatan eşsiz bir başyapıttır. On altı bölüm ve 1200 sayfadan oluşan bu yapıt 20. yüzyıl dünya tarihinde gelişen bütün siyasi ve toplumsal olayları anlaşılır bir şekilde okuyuculara sunmaktadır. Kütüphanenizde bulunması gereken mükemmel bir kaynaktır.
21 Ocak 2013 Pazartesi
Ülkemiz Gerçeği Yoksullaşarak Büyüme nedir ?
Uluslararası ticarette ülkenin büyüklüğünün çok büyük bir önemi vardır. Yapılan ticaret işlemlerinde büyük ülkenin alım satım ihtiyacı büyük olduğu için dünya ticaret hadlerini değiştirici rol oynayabilirler. Nasıl ki ?
Lüksemburg ve Amerika'yı kıyaslayarak anlayalım. Lüksemburg küçük bir ülke olduğu içi yapacağı dış ticarette etkili olamaz ama karlı olabilir. Çünkü Amerika ile bir ticaret işlemi yaptığında alıdığı miktar küçük olduğu için Amerika'nın düşük iç fiyatından alır ancak satarken küçük ülke olmanın avantajı ile kendi en yüksek fiyatlarında satar.
İşte konuya buradan başlarsak büyümekte olan ülkeler yaptıkları hacimli ticaretler ile ticaret hadlerini bozar. Girdikleri büyük piyasada fiyatları kendilerine göre ayarlamak isterler. Alırken en düşük fiyata, satarken en yüksek fiyata satmak istemeleri ve uzmanlaştıkları ürünün diğer ülkelerce ihtiyaç konumunda olması ticaret hadlerinin bozulmasının sebebidir. Önemli olan nokta ise, gelişmenin verdiği refaha karşılık bu ülkeler ticaret hadlerinde ki bozulmanın sonucu olarakta refah kaybederler. Gelişmekte olmak ve ticaret hadlerinin sonuçları birbirine zıttır.
Eğer gelişmekte olan bu ülkelerde ticaret haddinin bozulması ile ortaya çıkan refah kaybı, gelişmişliğin getirdiği refahtan büyük ise yoksullaşarak büyüme söz konusudur. Basitçe söyleyecek olursak gelişme için şart olan yatırlarımlar, dışarıdan alınan kaynaklar ile finanse edilmesidir. Yatırım için alınan krediler uzun vadede faiz ödemeleri ile ülkeden bir kaynak çıkışına sebeb olacak ve ülke insanın bir birim paraya karşılık aldığı ürünün miktarı önceye göre azalacaktır.
Sonuç olarak, ülkemizde ki önemli kuruluşların özelleştirmeleri ile başlayan yatırımlarımıza kaynak arayışı bizi gelişmekte olan ülkeler sıralamasına sokmuştur. Ancak vatandaşımızın bu kaynaklara uzun dönemde olan mecburiyeti ülke parasının dışarı çıkmasına yol açmaktadır. Kazandığımız para daha az miktarda ürüne karşılık gelmektedir.
Yoksullaşarak büyümenin ülkemiz üzerindeki gerçeği budur.
Lüksemburg ve Amerika'yı kıyaslayarak anlayalım. Lüksemburg küçük bir ülke olduğu içi yapacağı dış ticarette etkili olamaz ama karlı olabilir. Çünkü Amerika ile bir ticaret işlemi yaptığında alıdığı miktar küçük olduğu için Amerika'nın düşük iç fiyatından alır ancak satarken küçük ülke olmanın avantajı ile kendi en yüksek fiyatlarında satar.
İşte konuya buradan başlarsak büyümekte olan ülkeler yaptıkları hacimli ticaretler ile ticaret hadlerini bozar. Girdikleri büyük piyasada fiyatları kendilerine göre ayarlamak isterler. Alırken en düşük fiyata, satarken en yüksek fiyata satmak istemeleri ve uzmanlaştıkları ürünün diğer ülkelerce ihtiyaç konumunda olması ticaret hadlerinin bozulmasının sebebidir. Önemli olan nokta ise, gelişmenin verdiği refaha karşılık bu ülkeler ticaret hadlerinde ki bozulmanın sonucu olarakta refah kaybederler. Gelişmekte olmak ve ticaret hadlerinin sonuçları birbirine zıttır.
Eğer gelişmekte olan bu ülkelerde ticaret haddinin bozulması ile ortaya çıkan refah kaybı, gelişmişliğin getirdiği refahtan büyük ise yoksullaşarak büyüme söz konusudur. Basitçe söyleyecek olursak gelişme için şart olan yatırlarımlar, dışarıdan alınan kaynaklar ile finanse edilmesidir. Yatırım için alınan krediler uzun vadede faiz ödemeleri ile ülkeden bir kaynak çıkışına sebeb olacak ve ülke insanın bir birim paraya karşılık aldığı ürünün miktarı önceye göre azalacaktır.
Sonuç olarak, ülkemizde ki önemli kuruluşların özelleştirmeleri ile başlayan yatırımlarımıza kaynak arayışı bizi gelişmekte olan ülkeler sıralamasına sokmuştur. Ancak vatandaşımızın bu kaynaklara uzun dönemde olan mecburiyeti ülke parasının dışarı çıkmasına yol açmaktadır. Kazandığımız para daha az miktarda ürüne karşılık gelmektedir.
Yoksullaşarak büyümenin ülkemiz üzerindeki gerçeği budur.
17 Ocak 2013 Perşembe
Günün Sözü...
O itinayla besleyip büyüttüğünüz ön yargılar, körüklediğiniz husumetler ve aşıladığınız hoşgörüsüzlükler sizi yalnızlaştıracak...
Gaybana geceler !
Oy sevdasına kurban olduğum oy,
Bilsen ne gaybana geceler yaşarım,
Gaybana gecelere oy
Kulaklarımda kuru kuru uğultular,
Ben güllere yanarım, güller bana,
Demem o ki sana hasretin o kadar,koymazdı ama,
Geceler öyle bir gay bana
Geceler öyle bir kötü dinli gavur,
Gavur ki sorma
Dönerim olmaz,yatarım olmaz,
Upuzun hint fakiri yatağı gece,
Öyle bir batar ki,dört yanımdan,
Ayağımı uzatırım parmaklık,
Elimi uzatırım soğuk duvar.
Oy kilit,parmak demir, soğuk duvar,
Oy yandır, geceler andır,
Kanrevandır,kanrevandır,kanrevandır.
Yüreğimin hasretinde yalnızlık deyme puşt,
Gaybana gecelerin esaretinde,
Oy sevdasına kurban olduğum oy,
Bilsen ne gay bana geceler yaşarım,
Gaybana gecelere oy.
Bilsen ne gaybana geceler yaşarım,
Gaybana gecelere oy
Kulaklarımda kuru kuru uğultular,
Ben güllere yanarım, güller bana,
Demem o ki sana hasretin o kadar,koymazdı ama,
Geceler öyle bir gay bana
Geceler öyle bir kötü dinli gavur,
Gavur ki sorma
Dönerim olmaz,yatarım olmaz,
Upuzun hint fakiri yatağı gece,
Öyle bir batar ki,dört yanımdan,
Ayağımı uzatırım parmaklık,
Elimi uzatırım soğuk duvar.
Oy kilit,parmak demir, soğuk duvar,
Oy yandır, geceler andır,
Kanrevandır,kanrevandır,kanrevandır.
Yüreğimin hasretinde yalnızlık deyme puşt,
Gaybana gecelerin esaretinde,
Oy sevdasına kurban olduğum oy,
Bilsen ne gay bana geceler yaşarım,
Gaybana gecelere oy.
15 Ocak 2013 Salı
Ekonomi Köşesi... Yalçın Doğan - Hürriyet
“Pazartesi, 3 Aralık 2012, yani önceki gün, 9.43 İle 10.00 arası, muhteşem on yedi dakika. Muhteşem, çünkü o on yedi dakikada birileri milyonlar kazanıyor.
CHP’de ekonomik işlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak enflasyon rakamlarının belli olmasından sonra, bence son zamanların en önemli açıklamalarından birini yapıyor.
Aylık ve yıllık enflasyon rakamları TÜİK tarafından düzenli biçimde her ayın 3’ünde, saat 10’da resmen açıklanıyor. Yıllardır böyle. Kasım ayı enflasyonunun resmen açıklanması için herkes saat 10’u beklerken, bir yabancı haber ajansı sürpriz yapıyor.
Enflasyon rakamlarını, resmi açıklamadan on yedi dakika önce, saat 9.43’te açıklıyor. Rakamlarda hiç sapma yok, tam TÜİK’in verileri gibi.
BONO SATIN ALMAK
Enflasyonun resmi açıklamadan on yedi dakika önce açıklanması milyon değerinde.
Kasım’da enflasyon düşüyor. Enflasyon düştüğüne göre, belli ki, faizler de düşecek. Ekonomide zincirleme etki var. Faiz düşünce, bono değeri artıyor.
Madem enflasyon ve faiz düşecek, bono değeri artacak, bu durumda bono satın almak çok karlı bir işleme dönüşecek.
Faik Öztrak işte buraya dikkat çekiyor;
“Geçtiğimiz pazartesi günü saat 9.43 ile 10.00 arasında, enflasyonun resmen açıklanmasına kadar geçen on yedi dakika içinde bono satın alma işlemleri arttı”.
Ne kadar arttı? Yüz, üç yüz, beş yüz milyon lira mı, bir milyar lira mı, rivayet muhtelif. Ama, arttığı kesin. O muhteşem on yedi dakikada birileri malı götürüyor.
Faik Öztrak’ın ortaya attığı iddia vahim. Araştırılması gereken iki iddia:
1- Bono artışı o saatler arasında ne kadar arttı?
2- Bonoları kimler satın aldı?
Alın size gerçek gündem. Bu soruların altından kim bilir ne çıkar. Ne çıkacak, muhteşem on yedi dakikanın muhteşem sonuçları çıkar. Çıkabilirse, elbette.”
14 Ocak 2013 Pazartesi
12 Ocak 2013 Cumartesi
Kör ölür Badem gözlü olur.
Bizde kırk yasin vardır yabancı bir film izlerken şerefine dört kadeh. İnsanlığın merhuma bakış her kültürde farklıdır. Merhum eşi ile evlenen de duyduk küllerini boynunda taşıyanıda. Anısına anıt yapılanlarda var naaşını kaldıracak kimsesi olmayanlarda var. Ancak bizim öyle bir kültürümüz vardır ki dünyada başka hiç bir kültürde olamayacak birşey. Biz merhumu kötü hatırlamayız. Arkasından konuşmayı ayıp sayarız. Hakkımız hep helaldir bizim merhuma.
Amcam var tarihte kalmış. Elli altı sene işgal etmiş bu dünyayı. Benzini suyla karıştırıp satmış. Mafyacılık oynamış haraç kesmiş. Adam dövmüş hapse girmiş. Karısını düşünmeden bırakmış. Üç çoçuğu var bir o kadar tatlı ama babasız yetişmiş. Şarap yaşamsal sıvısı olmuş. Kumarda babasını yemiş. Hali ziyan. Ağızda tek dişi ve gözlüğünün sol camı tek varlığı. Bir de sattırmayıp İnat etti dedemin boş duran tarlaları. İşte benim amcam bu.
Amcam var merhum aklımda kalmış. Nerden baksan bir ayı dolduracak kadar bile görüşmemişizdir. Delikanlı adamdı rahmetli. Ne zaman görse halimi hatrımı sorar çay ısmarlardı. Balık yedirirdi bize kendi elleri ile tuttuğu. Özgür yaşamayı severdi. Bağlanmazdı bir yere. İki yüz lira borcu üç yüz elli lira da alacağı vardı. Hiç sıkıntısı yoktu. Sıkıntı yok yiğenim derdi. Mezar yerinin ölmeden önce annesinin yanına alacak kadar düşünceli adamdı. İşte benim amcam buydu.
Sanırım atasözünü iyi bir şekilde açıkladım. İyi geceler arkadaşlar.
Amcam var tarihte kalmış. Elli altı sene işgal etmiş bu dünyayı. Benzini suyla karıştırıp satmış. Mafyacılık oynamış haraç kesmiş. Adam dövmüş hapse girmiş. Karısını düşünmeden bırakmış. Üç çoçuğu var bir o kadar tatlı ama babasız yetişmiş. Şarap yaşamsal sıvısı olmuş. Kumarda babasını yemiş. Hali ziyan. Ağızda tek dişi ve gözlüğünün sol camı tek varlığı. Bir de sattırmayıp İnat etti dedemin boş duran tarlaları. İşte benim amcam bu.
Amcam var merhum aklımda kalmış. Nerden baksan bir ayı dolduracak kadar bile görüşmemişizdir. Delikanlı adamdı rahmetli. Ne zaman görse halimi hatrımı sorar çay ısmarlardı. Balık yedirirdi bize kendi elleri ile tuttuğu. Özgür yaşamayı severdi. Bağlanmazdı bir yere. İki yüz lira borcu üç yüz elli lira da alacağı vardı. Hiç sıkıntısı yoktu. Sıkıntı yok yiğenim derdi. Mezar yerinin ölmeden önce annesinin yanına alacak kadar düşünceli adamdı. İşte benim amcam buydu.
Sanırım atasözünü iyi bir şekilde açıkladım. İyi geceler arkadaşlar.
Yolcuyuz hayatta...
Dikkat çekici başlıklar seçerim ki okuyucu merak etsin. Bugün bahsetmek istediğim konuya ben daha uygununu bulamadım. Bilmem siz bulabilir misiniz? Depresyonist bir ergen konusu değil bu hayattan yolculuk emin olun. Zannetmeyin ki bıkkınlık ve sıkıntılarımından bahsedip sizi sıkacağım. Bugün çok zor ama eğlenceli bir konu var. Dostluktan ne anladığımı paylaşmak istiyorum.
Dost diye hiç insan ismi duymadım. Hep lakaptır bizde. Bilmem hiç düşündünüz mü ama Dost bir köpek ismidir. Aklımda canlanan ilk köpek sahibinden sitesinde ücretsiz sahiplendirilmeyi bekleyen bir Dost. Çok ironik değil mi Dost ismini verdiğin evcilini başkasına vermek. Ama iyi niyette var çabuk sahiplensin diye ücretsiz veriyor. Dostuma iyi bakın demiş alttaki mesajında. İşte böyledir dostluklar.
Bizim dostluğu o kadar derinine yaşıyoruz ki bir sisteme sokup insanları oradan ayırıyoruz. Mesela dostumun dostu benim dostum. Dostumun düşmanı düşmanım. Düşmanımın dostu da benim dostum. Ezberimizdedir bizim dostumuzun yeri. İşte böyledir dostluklar.
Şimdi bu iki örnekten ne çıkarırsınız size kalmış. Bence , Dost şişenin dibidir. Dost muhabbetin kralıdır. Dost hayat arkadaşıdır. Dost babadır. Dost kardeştir. Dost sıcak gülümseme ateşli bir sevişmedir. Dost değerlidir. Kim istemez ki dostları hayatında! İşte bu yüzden dost için bu başlığı kullandım.
Çok dostluğumuz olmuştur zamanında. Vazgeçemeyip kötüler hale geldiğimiz. Hadi şimdi rehberiniz de ki dostlarımıza bir mesaj atalım.
Dost diye hiç insan ismi duymadım. Hep lakaptır bizde. Bilmem hiç düşündünüz mü ama Dost bir köpek ismidir. Aklımda canlanan ilk köpek sahibinden sitesinde ücretsiz sahiplendirilmeyi bekleyen bir Dost. Çok ironik değil mi Dost ismini verdiğin evcilini başkasına vermek. Ama iyi niyette var çabuk sahiplensin diye ücretsiz veriyor. Dostuma iyi bakın demiş alttaki mesajında. İşte böyledir dostluklar.
Bizim dostluğu o kadar derinine yaşıyoruz ki bir sisteme sokup insanları oradan ayırıyoruz. Mesela dostumun dostu benim dostum. Dostumun düşmanı düşmanım. Düşmanımın dostu da benim dostum. Ezberimizdedir bizim dostumuzun yeri. İşte böyledir dostluklar.
Şimdi bu iki örnekten ne çıkarırsınız size kalmış. Bence , Dost şişenin dibidir. Dost muhabbetin kralıdır. Dost hayat arkadaşıdır. Dost babadır. Dost kardeştir. Dost sıcak gülümseme ateşli bir sevişmedir. Dost değerlidir. Kim istemez ki dostları hayatında! İşte bu yüzden dost için bu başlığı kullandım.
Çok dostluğumuz olmuştur zamanında. Vazgeçemeyip kötüler hale geldiğimiz. Hadi şimdi rehberiniz de ki dostlarımıza bir mesaj atalım.
10 Ocak 2013 Perşembe
Günün Şiiri...
Boynuna o yeşil fuları sarma çocuk
Gece trenlerine binme, kaybolursun
Sokaklarda mızıka çalma çocuk
Vurulursun...
...Atilla İlhan...
9 Ocak 2013 Çarşamba
Konuşmak istediklerim var...
Konuşmak istediklerim var. Ama kimle ney ile bilmiyorum. Beni rahatsız eden duygular var içimde son bir kaç gündür.
Evimi özledim. Şu çocukken yaşadığım evimi özledim. Üşüdüm birazcıkta.
Aslında yalnızlığın hep benim kaderim olduğuna inandım. Bu özlem ve belki bu üşüme o yüzdendir. Kaç kişi böyle hissetmiştir bazen kim bilir. Farkım olduğuna düşünenlerdendim uzun süre. Şimdi bakıyorum da yanılmışım. Sevgilim bile bir farkımı görmüyor artık başkasından. İşte annem beni hala doktor mühendis zannediyor. O da sayılmaz zaten. Kendimi olmak istediğim kişi olmak için zorluyorum. Yüreğim de yara hissediyorum. Ağır sanki bu ara.
Konuşmak istiyorum çünkü artık eskisi gibi konuşamıyorum. Küçükken sadece ben vardı. Şimdi ise hem ben hem de üzerimde ki beklentiler var. Yalnızlığımın bile bir beklentisi var. Beklentiler konuşturmaz adamı. Çünkü her şeye cevabı vardır.
Fark ettim de en son ne zaman ağladım hatırlamıyorum.
Not: Bu yazdığımın hiç bir anlamı yok. Ama eğer olur da biri okurda aynı duyguları hissederse hiç unutmasın yazımı. Çünkü yalnız değilsiniz.
-Would you like to have some ıce cream young man ?
-Alayım bacım.
Evimi özledim. Şu çocukken yaşadığım evimi özledim. Üşüdüm birazcıkta.
Aslında yalnızlığın hep benim kaderim olduğuna inandım. Bu özlem ve belki bu üşüme o yüzdendir. Kaç kişi böyle hissetmiştir bazen kim bilir. Farkım olduğuna düşünenlerdendim uzun süre. Şimdi bakıyorum da yanılmışım. Sevgilim bile bir farkımı görmüyor artık başkasından. İşte annem beni hala doktor mühendis zannediyor. O da sayılmaz zaten. Kendimi olmak istediğim kişi olmak için zorluyorum. Yüreğim de yara hissediyorum. Ağır sanki bu ara.
Konuşmak istiyorum çünkü artık eskisi gibi konuşamıyorum. Küçükken sadece ben vardı. Şimdi ise hem ben hem de üzerimde ki beklentiler var. Yalnızlığımın bile bir beklentisi var. Beklentiler konuşturmaz adamı. Çünkü her şeye cevabı vardır.
Fark ettim de en son ne zaman ağladım hatırlamıyorum.
Not: Bu yazdığımın hiç bir anlamı yok. Ama eğer olur da biri okurda aynı duyguları hissederse hiç unutmasın yazımı. Çünkü yalnız değilsiniz.
-Would you like to have some ıce cream young man ?
-Alayım bacım.
7 Ocak 2013 Pazartesi
Özgürlüğün nedir anlamı ?
Sosyal bir kaç tanımı vardır özgürlüğün ve bir kaç fotoğrafı vardır akıllarda. Özgürlük, kuşlar gibi uçmaktır bazen. Bazen de bisiklete binmektir tanımı. Özgürlük rahat hareket etmektir. Belki de rahat düşünebilmek belki de hepsi birdendir. Kim bilir kimisi için su özgürlüktür. Senin her saniye sahip olabileceğin ufak memnuniyetler başkasının özgürlüğüdür. Özgürlük aslında imkansızlıklarda olabilir. Sen kumsalda ayağın yanmasın diye terlik giyerken başkası vitrinde ki ayakkabıyı alsa rahat nefes alacağını zanneder. Özgürlük insanoğludur. Başka bir ırk için kullanılabilir mi bu terim?
Nazım Hikmet ne hissetti acaba veya Mandela ? Parmaklıklar arasındalar diye özgür değiller miydi onlar veya biz dışardayız diye mi özgürdük ? Özgürlük derken uçmak lazım herhalde senin zihninde veya dünyayı gezmek özgürlüklerin en büyüğü zannedersin kesin arkadaşının fotoğrafını Bulgaristan da bir barda görsen. Bir de sahip olamadığın özgürlük tehlikeye girecek olsa kükrersin maşallah. Ama sorsan özgürlük nedir diye başkasının hakkını ihlal etmeden davranmaktır özgürlük dersin. E uçmak nerde kaldı ? Söyleyemezsin çünkü cesaretin yoktur sana gülmelerinden korkarsın çünkü annen baban halan seni beslemişlerdir küçükken yirmi beş yaşına kadar. Evet gülme yirmi beşinde küçüksündür. Sen daha dünyayı bilmessin bilsen onlar ne badireler atlatmışlardır. Sende öyle yaşama isterler.
Ama belki odur senin için özgürlük. Hiç tahmin edebilir misin sen Sudan'da bir bebeğin en büyük özgürlüğünün Ajda'nın kucağında olmasıdır diye. Çünkü o değerde bir kumaşın üstüne hiç yatamayacak. Aaa evet di mi ?
Bence özgürlük Daniel Barenboim dinlediğimde ki ruh halimdir. Ama şarkı bitince ruh halimde biter özgürlüğümde. Çünkü özgürlüğün sınırları vardır. Hiç bitmesin diyemezsin hiç bir şeye. Sen zannedersin ki para kazanınca özgür olacaksın oraya buraya gideceksin eğleneceksin. İyi yap özgürlük sence o ise. Özgürlüğün bitmesin diye çok para kazanacaksın ama sonra onu yaşamaya zamanın kalmayacak ne kadar ironik.
Belki ardında birşeyler bırakmaktır özgürlük çünkü sonsuza kadar yaşarsın öyle. İşte bu da benim diğer özgürlüğüm. Son cümlesine kadar.
Hayat yaşamak için çok kısa. Keşke deme. Yap !
Nazım Hikmet ne hissetti acaba veya Mandela ? Parmaklıklar arasındalar diye özgür değiller miydi onlar veya biz dışardayız diye mi özgürdük ? Özgürlük derken uçmak lazım herhalde senin zihninde veya dünyayı gezmek özgürlüklerin en büyüğü zannedersin kesin arkadaşının fotoğrafını Bulgaristan da bir barda görsen. Bir de sahip olamadığın özgürlük tehlikeye girecek olsa kükrersin maşallah. Ama sorsan özgürlük nedir diye başkasının hakkını ihlal etmeden davranmaktır özgürlük dersin. E uçmak nerde kaldı ? Söyleyemezsin çünkü cesaretin yoktur sana gülmelerinden korkarsın çünkü annen baban halan seni beslemişlerdir küçükken yirmi beş yaşına kadar. Evet gülme yirmi beşinde küçüksündür. Sen daha dünyayı bilmessin bilsen onlar ne badireler atlatmışlardır. Sende öyle yaşama isterler.
Ama belki odur senin için özgürlük. Hiç tahmin edebilir misin sen Sudan'da bir bebeğin en büyük özgürlüğünün Ajda'nın kucağında olmasıdır diye. Çünkü o değerde bir kumaşın üstüne hiç yatamayacak. Aaa evet di mi ?
Bence özgürlük Daniel Barenboim dinlediğimde ki ruh halimdir. Ama şarkı bitince ruh halimde biter özgürlüğümde. Çünkü özgürlüğün sınırları vardır. Hiç bitmesin diyemezsin hiç bir şeye. Sen zannedersin ki para kazanınca özgür olacaksın oraya buraya gideceksin eğleneceksin. İyi yap özgürlük sence o ise. Özgürlüğün bitmesin diye çok para kazanacaksın ama sonra onu yaşamaya zamanın kalmayacak ne kadar ironik.
Belki ardında birşeyler bırakmaktır özgürlük çünkü sonsuza kadar yaşarsın öyle. İşte bu da benim diğer özgürlüğüm. Son cümlesine kadar.
Hayat yaşamak için çok kısa. Keşke deme. Yap !
5 Ocak 2013 Cumartesi
Askeri Darbe Tarihi...
23 Ocak 1913 : İttihak ve terakki cemiyeti tarafından düzenlenilen başını Enver paşanın çektiği Osmanlı hükümetine karşı yapılan darbedir. Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa hükümeti devrilip yerine Mahmut Şevket Paşa hükümeti geçmiştir. Litaratürde Bab-ı Ali baskını olarakta geçer.
Önemine gelecek olursak Osmanlıda artık padişahın yetkileri çok kısıtlanıp Jön Türkler olarak bilinen grup bir nevi İngiltere örneği gibi , kraliçe var ama yetkileri sınırlı kararlar senatonun elinde , bir yönetim sistemine geçmek istemişlerdir. Tabi ki İttihak ve Teraki cemiyetinin başka alt hesapları da yok değildi.
27 Mayıs 1960 : Ordunun küçük rütbeli subayları tarafından yapılan Adnan Menderes hükümetinin devrilip yerini Milli Birlik komitesinin aldığı Türkiye Cumhuriyetinin ilk darbesidir.
60 darbesinin birçok önemli sonucu vardır. İlk akla geleni tabi ki Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın idam edilmeleridir. Darbe sonucu dönemin kaldıramayacağı düzeyde özgürlükçü bir anayasa hazırlanmıştır. Ancak bu anayasa sonra ki darbelerin de bir nevi sebebi olmuştur. Ayrıca darbenin ardında türk siyasal tarihine bir çok yeni siyaset adamı katılmış ve ülkenin yirmi yılında söz sahibi olmuşlardır. Küçük bir terim açıklayacak olursak chp ye statükocu yorganı burada örtülmüştür.
22 Şubat 1962 - 20 Mayıs 1963 : Albay Talat Aydemir'in mevcut sisteme karşı ayaklanarak iki kere darbe girişiminde bulunmuştur. İkisinde de başarısız olmuş. İlk girişiminde emekliye sevk edilmiş ikincisinde ise tabiri caizse tak demiş ve idam edilmiştir.
Açıkçası çılgının denediği bir kaç darbe girişimi ve olsaydı tek başına bir rejim kurabilirden başka diyecek bir sözümüz yok. Ancak gösteriyor ki türk halkı henüz demokrasiye alışamamış ve tahammül düzeyi neredeyse sıfırdır.
12 Mart 1971 : Bu bir muhtıradır aslında. Yani asker bazı şartlar koymuş ve gerçekleşme yönetimi ele almaktan başka çare olmadığını hissederek Süleyman Demirel hükümetini istifaya zorlayıp yerine tarafsız bir Nihat Erim hükümeti kurdurmuştur.
O dönemde ülkenin durumu gereği bir darbe beklentisi Demirel dışında herkeste vardı. Ama yapılan en önemli yanlış kuvvet komutanlarının 60 darbesinde olduğu gibi küçük rütbeliler bu darbeyi yaparsa itibar kaybetmemek adına giriştikleri bir darbedir. Meclis aynen kalmış sadece hükümet değişmiş ve türk halkı askerin ağzına bakar hale gelmiştir. Bu darbe ülkeyi on yıllık bir bunalıma sokmakla kalmayıp 80 darbesine zemin hazırlamış. Ayrıca belirtmek gerekirse Deniz Gezmiş ve arkadaşları bu süreçte idam edilmişlerdir.
12 Eylül 1980 : Kenan Evren önderliğinde ordunun üçünçü kez yönetimi ele aldığı darbedir. Dönemin başbakanı Süleyman Demirel devrilip yerine Milli Güvenlik Konseyi gelmiştir.
On yıllık bunalım sonucu meclis cumhurbaşkanını seçemez hale gelmiş uzayan turlara rağmen seçim sonuçlanmamıştır. 70 cent'e muhtacız sözüyle Demirel'in ağzından ülkenin ekonomik durumu ve zamanın iki kutuplu dünyasında sağ ve sol diye nitelendirdiğimiz siyasi grupların ülkeyi iç savaş ortamına çevirmesi sonucu yapılmış bir darbedir. Darbenin asıl ardından söz ettiren başlığı işkenceler ve bu olayları bastırmak için kıydıkları can ve yaktıkları canlardır. Darbe sonucu olarak yeni bir anayasa hazırlanmıştır.
Küçük bir beyinlerde ampul uyandırmak için söyleyebilirim ki o zaman iki kutuplu dünyada ülkede komünist bir güç olmasını engellemek için ülke soluna balta indirilmiş ve şu an ki dediğimiz muhafazakar grubun oluşması için temel maiyetinde uygulamalar yapılmıştır.
28 Şubat 1997 : Bu da bir muhtıradır. Dönemin kuvvet komutanları tarafından irtica tehlikesine karşı Refah partisi ve Doğru Yol partisi koalisyonuna karşı verdikleri bir muhtıradır. Dönemin başbakanı Necmettin Erbakan Süreç sonucunda istifa etmek zorunda kalmış ve ülke Mesut Yılmaz başbakanlığında bir koalisyon hükümeti dönemine girmiştir.
Hesaplaşmaların çok olduğu bir darbedir. Görüyorum ülkenin hala var olmayan şeylerden korku içinde olduğunun bir göstergesidir. Ülke istikrarı bir türlü sağlanamamaya devam etmiş olup koalisyon boyunca ilerleme adına hiç bir gelişim göstermemiştir.
27 Nisan 2007 : Bİr e-muhtıradır. Zamanın Genelkurmay Başkanlığınca Tayyip Erdoğan hükümetine cumhurbaşkanı seçimlerine ilişkin verdikleri bir bildiridir. Hükümet alışıla gelmişin aksine askere sert bir tavır ortaya koyarak dik bir duruş sergilemişlerdir.
Alıştığımız üzere her konuya karışan bir ordunun varlığının 60 tan beri devam ettiğinin göstergesidir. Erdoğan bu süreci çok iyi değerlendirmiş ve arkasına halkın desteğini alarak daha güçlü bir iktidar olarak ülkeyi yönetmeye başlamıştır. Şu an ki askerlerin içeride bulunduğu davalar bu sürecin devamı olarak orduyu temizleme çalışması gibi görebiliriz.
Gördüğümüz gibi uzun bir darbe tarihimiz var. Askeri bir cuntanın yönetimi sivil iradeden alması her zaman ülkeyi geriye götürür. Son olarakta halkı baskı altına alan bu darbelerin sonucu olarak halkın reyi şekillenmiş ve halkın sosyal yaşam, adalet ve hukuk konusuna bakış açıları gelişmiş ülkelerde olduğu gibi değil bireysel çıkara dönüşmüştür.
4 Ocak 2013 Cuma
Üç Çocuğun Toplumumuzda ki Yeri...
Üç çocuk talebi bildiğiniz gibi başbakanın bir politikası.Tabi bunu nasıl değerlendirmek lazım? Muhalif gibi, yapması kolay bakması kolay mı peki gel sen bak diyerek mi yoksa başbakan diyorsa yapalım hanım diyen Osmanlı tebaası düşüncesi gibi mi ? Bırakalım tarih bize neler göstermiş onları konuşalım.
Şu dönemde elli yaş ve üzeri babalarımız ve analarımız hemen hemen çoğunun birden fazla kardeşi vardır. Bunun bölgesi yok. Trakya'da Anadolu'da Doğu'da Karadeniz'de durum böyle. Amca ve teyze sayımızın çok olduğu bir nesiliz. Demek ki ülkemiz insanı istediğinde üç çocuk ve fazlasını yapabiliyormuş.
O dönemde bu döneme ilk değişen şey öncelikle kadın hak ve özgürlükleridir. Önceden evin reisi dediğimiz erkek nesli için evde bir çocuk yapalım durumu konuşulmazdı. Çocuk beyimizin keyfine kalmıştı. Ancak şu an evde çocuk sahibi olmak ortak alınan bir karar oldu. Kadınlarımızın
kariyer hedefleri doğrultusunda ertelenebilir bir durum haline geldi. Bu açıdan baktığımızda gelişen toplumda üç çocuk kadın için büyük bir yük.
Değişen bir diğer durumda kentlere sanayileşme sonucu göç ile beraber çocuğa bakış açısı değişti. Eskiden evlat sahibi olmak bir iş gücü bir sermayeydi. Bir güçtü çocuk. Aile kendi üretimini tükettiği için ağır değildi. Şartlar şu ankinden iyi değildi ama alışkanlık vardı. Şu an çocuk külfetli bir yük. Kentleşen toplumumuzda şartlar ağır ve geçim sıkıntısı durumu söz konusu. Kendime bakamazken üç çocuğa nasıl bakayım bir tane yeter ! bir halde evli çiftlerimiz.
Bunlar bireysel açıdan bir kaç değişkenlerdi. Şimdi büyük pencereyi görelim. Başbakan avrupanın haline düşmek istemiyor ve önümüzde nüfüsün önemi gösteren güzel bir örnek var. O da Çin. Şu an en büyük ikinci ekonomi ve bir numara olacaklar. Nasıl ? Ucuz iş güçü ve sanayileşmeyi başarabilme sayesinde. Nüfüsun diğer önemi de ne yazık ki ne kadar büyüksen o kadar kalabalık bir ordun vardır. Bu da ülkeler arası bir güç göstergesidir. Burda da bu açlık sınırında çalışmak ve barışı değilde savaşı öğrenmek zannediyorum ki faşist bir gurubun kölesi olmaktan başka birşey değildir.
Sonuca baktığımızda benim tek çıkarabildiğim senin nüfusu ne kadar nitelikli ve insanlık uygarlığına ne katabiliyor? Türkiyenin uygarlığa ne kattığını ve nüfusunu bilmediğimiz bir Finlandiyanın neler kattığını bir düşünün!
Çoğalacak nüfusumuz birer koyun sürüsü mü olacak yoksa birer birey mi olacak ?
Şu dönemde elli yaş ve üzeri babalarımız ve analarımız hemen hemen çoğunun birden fazla kardeşi vardır. Bunun bölgesi yok. Trakya'da Anadolu'da Doğu'da Karadeniz'de durum böyle. Amca ve teyze sayımızın çok olduğu bir nesiliz. Demek ki ülkemiz insanı istediğinde üç çocuk ve fazlasını yapabiliyormuş.
O dönemde bu döneme ilk değişen şey öncelikle kadın hak ve özgürlükleridir. Önceden evin reisi dediğimiz erkek nesli için evde bir çocuk yapalım durumu konuşulmazdı. Çocuk beyimizin keyfine kalmıştı. Ancak şu an evde çocuk sahibi olmak ortak alınan bir karar oldu. Kadınlarımızın
kariyer hedefleri doğrultusunda ertelenebilir bir durum haline geldi. Bu açıdan baktığımızda gelişen toplumda üç çocuk kadın için büyük bir yük.
Değişen bir diğer durumda kentlere sanayileşme sonucu göç ile beraber çocuğa bakış açısı değişti. Eskiden evlat sahibi olmak bir iş gücü bir sermayeydi. Bir güçtü çocuk. Aile kendi üretimini tükettiği için ağır değildi. Şartlar şu ankinden iyi değildi ama alışkanlık vardı. Şu an çocuk külfetli bir yük. Kentleşen toplumumuzda şartlar ağır ve geçim sıkıntısı durumu söz konusu. Kendime bakamazken üç çocuğa nasıl bakayım bir tane yeter ! bir halde evli çiftlerimiz.
Bunlar bireysel açıdan bir kaç değişkenlerdi. Şimdi büyük pencereyi görelim. Başbakan avrupanın haline düşmek istemiyor ve önümüzde nüfüsün önemi gösteren güzel bir örnek var. O da Çin. Şu an en büyük ikinci ekonomi ve bir numara olacaklar. Nasıl ? Ucuz iş güçü ve sanayileşmeyi başarabilme sayesinde. Nüfüsun diğer önemi de ne yazık ki ne kadar büyüksen o kadar kalabalık bir ordun vardır. Bu da ülkeler arası bir güç göstergesidir. Burda da bu açlık sınırında çalışmak ve barışı değilde savaşı öğrenmek zannediyorum ki faşist bir gurubun kölesi olmaktan başka birşey değildir.
Sonuca baktığımızda benim tek çıkarabildiğim senin nüfusu ne kadar nitelikli ve insanlık uygarlığına ne katabiliyor? Türkiyenin uygarlığa ne kattığını ve nüfusunu bilmediğimiz bir Finlandiyanın neler kattığını bir düşünün!
Çoğalacak nüfusumuz birer koyun sürüsü mü olacak yoksa birer birey mi olacak ?
Ekonomice...
Geleneksel Miktar Teorisi, para arzı ile fiyatlar genel seviyesi arasındaki ilişkileri açıklamaktadır.
Hobisi Miktar teorisi olan varsa açıklasın detayları.
Hobisi Miktar teorisi olan varsa açıklasın detayları.
2 Ocak 2013 Çarşamba
Günün Sözü...
Yüksek makamlara geleceksin. A ile başlayan bir ülke de çok başarılı olacaksın. Antalyada olabilir Afganistan da !!!
Canım annem !
Canım annem !
Kaydol:
Yorumlar (Atom)